adnancelenk @ kaztr.com

Kendini dine nispet eden herkes (ya da daha doğru bir tabirle müslüman olduğunu iddia eden herkes) bütün amellerini Allah rızası için yaptığını söylerler. Bu söylemleri oldukça samimi ve doğru olabilir. Ama bu yeterli değildir. Bir amelin kabul edilmesinin iki şartı vardır. Birincisi Allah için olması ve ikincisi ise Allah’ın istediği şekilde olması ile mümkündür. Bu iki şarttan biri eksik olursa o amel Allah katında makbul değildir.

Kişinin niyetinin halis olması, onu cennete götürmez. Zira cennete girebilmek için halis niyetle birlikte, amellerin de halis olması gerekir. Halis amel ise Allah (c.c) ve resulünün bildirdiği ve gösterdiği şekilde yapılan ameldir. 

İbadetler Allah’ın emrettiği peygamber efendimiz (s.a.v)’inde yaptığı ve ümmetine tavsiye ettiği şekillerde yerine getirilmesi ile mümkündür.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir.” (Ahzap: 21)

“Resul size ne verdiyse onu alın. Size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr: 7) 

“(Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran: 31)


“...Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş (salih amel) işlesin ve Rabbine (yaptığı) ibadette hiçbir şeyi (hiç kimseyi) O’na ortak koşmasın.” (Kehf: 110)

Yani; Allah’tan korkan, Allah’tan mükafat uman, O’nun azabından korkan, O’na kavuşmayı ve O’nu görmeyi uman kimse, sadece Allah’ın rızasını gözeterek, şeriate uygun amel işlesin demektir. 

Allah-u Teala amellerin kabulü için şu iki şartın gerçekleşmesini istiyor:

1- Amelin sadece Allah rızası için yapılması (ihlas)

2- Amelin Kur’an ve Sahih Sünnete uygun olması

Bu iki şarttan birisi eksik olursa, yapılan amel kabul edilmez.

Asıl dikkat ve çalışmayı gerektiren husus yapılan amelin Kur’ana ve sünnete uygun olması yani “ibadetlerin, Allah’ın razı olduğu şekilde yapılması” şartıdır. Allah (c.c) kullarına bu şartı tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir: Ameller hususunda Kur’an’a ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kur’an’dan ve sahih sünnetten almak, yapılan her hareketi, söylenen her sözü Kur’an ve sünnetten destekleyebilmek…. Kısacası bu iki kaynağı ölçü edinmek, böylece delilli ve bilinçli olarak Allah (c.c)’a kulluk görevini yerine getirmek; bid’at, hurafe, körü körüne taklid gibi müslümana asla yakışmayan düşünce, söz ve hareketlerden sakınmaktır.


   Allah’a olan ibadetlerin bilerek, şuurunu hissederek ve şartları tam olarak yerine getirilerek yapılması şarttır. Aksi halde ibadet makbul değildir. Allah’ın insana ilk olarak emrettiği en çok razı olduğu ibadet olan iman da böyledir. Her kim bilerek, şuurunu hissederek ve şartlarını tam olarak yerine getirerek tevhide “La ilaha illallah”a şehadet ederse, işte ancak o zaman iman ibadetini yerine getirmiş sayılır.

İbadetleri sadece Allah’a ve sadece Allah’ın emrettiği şekilde yapmak tevhidin bir gereğidir. Bunu gerçekleştirmenin yegane yolu da her hususta Rasulullah (s.a.s)’e ittiba, yani; ibadetlerimizi ancak Rasulullah’ın bizlere göstermiş olduğu şekilde yapmaktır.

Hiç kuşku yok ki Allah’a gerçek anlamda kulluk yapabilmek için her şeyden önce O’nun koyduğu sistemin bütünlüğüne bağlı kalmak şarttır.